Ağu
24
2010
0

Plastik Poşete Hayır

Hiç düşünür müsünüz, benim gibi; hayat eskilerde ne kadar basitmiş. İnsanlar o basitliğin içinde de yaşayabiliyorlarmış. Bugün durduğumuz yerden eskilerin olduğu noktaya baktığımızda, onları kapalı bir kutunun içinde görüyoruz mutlaka. Ne kadar sınırlı imkanlara sahiplermiş. Dünyadan bihaber…Teknolojinin keşfi ile birlikte zaman o kadar hızlı akar oldu ki artık; yetişmek, yetiştirmek imkansız hale geldi bizler için.Internet uzaktakileri yakınlaştırdı. Mercek gibi fokuslandı sanki her şey. Doğru veya yanlış… Önemli değil, bir tuşa basmak yeterli oldu bizim için.Elbette avantajları yadsınamaz. Oturduğum koltukta, bir dünyadan başka dünyaya geçiş yapmak, fikirleri paylaşmak, belki bir kaç gün sürecek bir işimi yarım saat içinde halletmek…İşte bugün sabah, o bastığım tuşlar bana Tolga Ozekin yazısını taşıdı önüme. Yazısını okudum, imzamı attım ve şimdi de sizinle paylaşıyorum.Eminim herkes bu konuda duyarlılığını gösterecek, çevremizi ve dünyamızı daha uzun sürecek bir yaşama taşıyacak.Kampanyaya katılmak için http://plastikposetehayir.com adresini kullanabilirsiniz.

Kaynak : http://kalemtras.blogspot.com/2010/04/hic-dusunur-musunuz-benim-gibi-hayat.html

Yaziyi gonderen in: Yaşam |
Ağu
24
2010
0

Bir bilmecem var çocuklar !

Normal 0 21 false false false TR X-NONE X-NONE /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:Normal Tablo; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin-top:0cm; mso-para-margin-right:0cm; mso-para-margin-bottom:10.0pt; mso-para-margin-left:0cm; line-height:115; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:Calibri,sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Times New Roman; mso-fareast-theme-font:minor-fareast; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin;} Gittiğim yerin bahçesi panayır yeri gibiydi. Arabayla park yerine girdiğimde bir an korktum yer bulamayacağım diye. İzmir’de park yeri büyük sorun çünkü. Saatlerce dönüp dolaşabilir ve sırf bu yüzden litrelerce benzin harcayabilirsiniz gereksiz. Neyse ki çok uzamadı bu park işi. Binadan içeri girdiğimde kesif bir koku çarptı yüzüme. Hiçbir yerinde tabelasını görmediğim bir masayı danışma olarak adlandırıp yanaştım. Masanın ardında oturan çalışanların önünde kümelenmiş insanların arasından yavaş yavaş sızarak kendime muhatap alabileceğim bir çift göze rastladım; her ne kadar o gözler yanımdaki diğer kişi ile ilgilense bile. Müthiş yetenek farklı sorulara aynı anda cevap verebilmek ! Gitmek istediğim noktayı öğrenip o masanın başından ayrıldım ve labirentin içine daldım. İlerlerken yolda yönümü kaybettiğimden koridorda yürüyen yaka kartlı birini görünce sordum tekrar. Ben yanlış yerdeydim. Bodrum katına inmem gerekiyordu. Peki dedim ve sözünü dinledim. Bu arada bina çalışanları öğle tatilinde olduğundan yerlerinde yeller esme durumu hakimdi. Dolayısıyla benim gitmek istediğim yerin kapısı olduğunu düşündüğüm noktada beklemeye başladım. İçimdeki ben hiç rahat değildi. Sürekli “yanlış yer ! yanlış yer !” diye beni dürtüyordu. Kartla giriş yapılan kapıdan birileri girip çıkarken, yakaldım birini ve hemen sordum. İç sesim haklıydı ! Meğer burada değil 2 kat yukarıda olmam gerekiyormuş. Hadi yine labirentin içine… Sora sora Bağdat’a varılır misali neyse ki hedef noktama ulaştım. “Ben geldim” kaydı yaptırdım. Elime bir kaç yazıcıdan çıkma kağıt tutuşturdular ve vezneye gitmemi söylediler. -“Pekii, vezne nerde?” -“Bir kat aşağıda” -“…….” Bu sessizliğe bakmayın içimdeki ses bağrınmanın ötesinde çığırıyor artık. Hedef noktanın veznesi neden aynı katta olmaz? Neden bu insanlar sürekli bir aşağı bir yukarı gider gelir? Aslında iyi kilo verilir burada valla…İn çık…in çık… Bu arada modern dünyanın modern insanı klasik “ vezne” kelimesinden sıkılmış olacak “Ücret Ödeme Birimi” şeklinde değiştirmiş ismini. Haliyle afalladım. Birkaç dakika düşünmek zorunda ve hatta emin olamayıp birilerine sormak ihtiyacı hissettim. Nefes nefese vardığım ücret ödeme noktasındaki adam da sanıyorsam öğle tatilindeydi “mırmımrımrımrımr…saat 2” dedi. Benden önce ödeme yapan kişi alışkın olsa gerek adamın dediğini hemen anlamış ve bana tercüme etmişti bile. Benim yapacağım ödemeler meğer saat 2 den sonra başlıyormuş. Şimdi git sonra gel… Tabii yine gittik…yine indik…yine çıktık… Sonuç; 3 saatimiz bu binada geçti. İşimizi hallettik şükür ama bir daha gideceğiz birkaç gün sonra. İlk sefer ki gibi olmayacağı kesin. Bir kere tecrübe ettik. Bundan sonrakiler çok daha kolay olacaktır ! Şimdi soruyorum burası ile ilgili bir fikri olan?

Kaynak : http://kalemtras.blogspot.com/2010/05/bir-bilmecem-var-cocuklar.html

Yaziyi gonderen in: Yaşam |
Ağu
24
2010
0

Magazin sayfalarını süsleyenlere laf attım azıcık…

Ben çok sıkıldım. Hayır, hayır yaz aylarından değil. Zaten henüz yeni yeni bir yaz havasını teneffüs etmeye başlamışken sıkılma şımarıklığını göstermeyeyim, öyle değil mi?Aile büyüklerimiz komiktir hani; takvim Ağustos’a dayandı mı yaz bitmiş demektir onlar için. Oysa ki, teee Eylül 15 ‘e kadar yolu vardır işin. Hatta yazlıklarda Eylül 15 dedin mi civar sakinleşir, günübirlikçiler azalır, tam kıvamına gelir ya ortalık, işte emekli takımı için asıl yaz o zaman başlar. Kalmak için her yol da denenir üstelik. Ama olsun, yaz Ağustos’a, hele hele 15’ine dayanmaya görsün, biter onlar için. Hava sonbahara döner, akşam saatlerinde hırkalar alınır omuzlara ama bahçelerde oturmaya devam edilir. Rüzğar azalıp, deniz çarşaf gibi oldu mu da “ oooh ! gel keyfim gel !…” Şehre geri intikal etmişler için lakırdıları da eksik olmaz. “E hani, Ağustos 15’te gong çalınca yaz bitiyordu?” diye bir soru sormak da imkansızdır.Konuya nerden girdim, nereye daldım. Biraz eski havalardan nostalji yapasım varmış demek. Özlem belki de, bu dünyadan göçüp gitmişlere. Hadi anmış olalım bütün sevdiklerimizi böylece madem.Evet, sıkıldım. Gazetelerin magazin sayfalarında her gün aynı insanları görmekten sıkıldım. Asıl konum buydu. Bugün sabah bir büyük gazetenin ekini elime aldığımda resmen yüksek sesle “eee! Yeter valla! Ben bir okuyucu olarak aynı insanların temcit pilavı gibi önüme sürülmesinden bıktım” diye söylendim. Annem bir an tırstı benim bu asabiyetimden. Cümlenin başındaki “eee !” nidasının kime gittiğini bilemedi tabi kadıncağız. Tamam, ben de magazin okumayı seviyorum. Hatta son zamanlarda “ulen, memlekette hiç mi iyi haber olmaz” kızgınlığı ile gazete bile almaz ve ana sayfaları okumaz oldum. Sadece internet üzerinden sevdiğim köşe yazarlarını takip ediyorum artık. Ama yaz dolayısıyla maaile bir çatı altına girilince el mahkum gazeteler ortalarda uçuşmaya başladı. Kayıtsız kalmak imkansız tabi. Eski usule geri döndüm yine. Başka havadisler yokmuşcasına, onun-bunun bir küsüp bir barışmalarını, diğerinin yıldırım nikahı ile yıldırım boşanmalarını, ötekilerin sürekli bir orada bir burada deniz kıyılarındaki fotoğraflarını görmek okumaktan sıkıldım.Kahvaltı sonrası kahve keyfi sırasında gazeteye temas etmek ayrı bir keyif. O anda yaşanılan boşluk hissi insanı hazlandıran… Sayfaların renkliliği ile birlikte “kim ne yapmış?” merakı da eklenince insan ister istemez okuyor elbette. Ama kardeşim, yok mu başka birileri haber yapacak? Bu kadar kıt mı bu magazin dünyası ve haberleri?Bu yazıdan çıkarılan sonuç : Elden bir şey gelmediği için kızmaya devam edile edile o gazeteler okunacak yaz boyunca. Hani Ağustos 15 te yaz bitiyordu ya, o zaman eski düzene geçeriz belki. Uzatmaları oynamazsak eğer tabii…

Kaynak : http://kalemtras.blogspot.com/2010/07/magazin-sayfalarn-susleyenlere-laf-attm.html

Yaziyi gonderen in: Yaşam |
Ağu
24
2010
0

Bir tavsiye…

Normal 0 21 false false false TR X-NONE X-NONE MicrosoftInternetExplorer4 /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:Normal Tablo; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin-top:0cm; mso-para-margin-right:0cm; mso-para-margin-bottom:10.0pt; mso-para-margin-left:0cm; line-height:115; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:Calibri,sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Times New Roman; mso-fareast-theme-font:minor-fareast; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin;} 1980’lerin hakim olduğu yıllar. Hayatımızın temel taşlarından birini oluşturacak arkadaşlıklarımızın inşa edildiği yıllar… Onunla ilk karşılaşmam vakt-i zamanında minik tencere ve bebeklerle evcilik oynadığımız arkadaşlarımın evine rastlar. Kapkara saçları, kapkara gözlerinin arasından bembeyaz gülümsemesi ile fethetmiştir kalbimizi Ebru. Bu söylediklerimin üzerinden yıllar su gibi akıp gider. Sene bugünlere gelir. Geriye dönüp baktığımızda 30 seneye sığdırılmış ve bundan sonra belki bir 30 sene daha sığdırılacak bir arkadaşlık vardır. Arkadaşlar arasında çeşitli lakapları olur Ebru’nun. En gözdesi “Ebru Pazar”dır. Soyadının uzunluğu hepimizi zorlamış olduğundan kesivermişiz demek ! Gel zaman git zaman Ebru Pazar grafik tasarımcısı olarak ticaret hayatına atılır. Tasarımcılık onu organizasyon işine taşır. Düğün dernek derken çiçekçi kız oluverir bir ara. Oğluşunu kucağına aldığı anda iş hayatını sıfırlar Ebru Pazar. Zamanının çoğunu o minik kuşa adar. Zamanla karıncalanmaya başlar. Durmak yoktur onun lugatında. Çocuklu bir dünyada olması onu çocuklarla ilgili bir işe yönlendirir. Haberini aldıktan sonra sabırsızlıkla beklediğimiz web sitesini kurar en sonunda : http://www.ebrubazaar.com Kızımın yaşı artık oradaki ürün yaş ortalamasının çok üstünde olduğu için bana sadece keyif için gezinmek düşmüştü ilk başlarda. Ama sonra çevremde yeni bebek ya da torun sahibi olan arkadaşlar için ilk siparişlerimi geçtim en nihayetinde. Yerimden kalkmadan, bir “tık” ile geliverdi ürünler ertesi günü kapıma. Kargoyu açtığımda paketlerin şirinliğine mi yoksa o paketlerin içindeki minicik bedenleri süsleyecek kıyafetlere mi bayılayım şaşırdım bir an. Keşke kızım küçülse de bunları ona giydirebilsem diye düşünmedim değil hani ! Yazı bitirmeden ve hazır 45 gibi indirimler varken Ebru’nun pazarını dolaşın derim ben. Mutlaka işinize yarayacak bir şeyler bulacaksınızdır. Hiç bir şey almasanız bile site içinde keyifle dolaşacağınıza eminim.

Kaynak : http://kalemtras.blogspot.com/2010/08/bir-tavsiye.html

Yaziyi gonderen in: Yaşam |
Ağu
24
2010
0

UĞUR BÖCEĞİ (LADYBIRD)

Tatlı küçük Dalyanın henüz ilk doğum günü partisiydi.Annesi ona dostlarıyla beraber uğur böcek temalı bir ilk yaş partisi düzenlemişti.Nükü de bu arada devreye girdi ve dev gibi bir pasta pişirdi.Ve yanına da sevimli cupcakeler hazırladı.Bu güzel aile erdi muradlarına neşe ile geçirdiler yaşamlarının en güzel ve önemli gününün yıldönümünü, darısı tüm isteyen başkalarının başına.Mutlu Yıllar güzel DALYA

Kaynak : http://aksammenusu.blogspot.com/2010/05/ugur-bocegi-ladybird.html

Yaziyi gonderen in: Yaşam |
Ağu
23
2010
0

Nechayevschina – Yeniçeri

Yunan saykedolik, krautrock grubu Nechayevschina’nın [myspace.com/nechayevschina] Peyote, Istanbul performansı. Konser organizasyonu Yüzü Booking [myspace.com/byuzubooking], çekim Hemi Behmoaras, ses düzenlemesi Alper Antmen.[Futuristika!da Nechayevschina röportajı ]

Kaynak : http://www.futuristika.org/detritus/video/nechayevschina-yeniceri/

Yaziyi gonderen in: Yaşam |
Ağu
23
2010
0

Afformance – Untitled

Yunan post rock grubu Afformance’ın [myspace.com/afformance] Peyote, Istanbul performansı. Konser organizasyonu Yüzü Booking [myspace.com/byuzubooking], çekim Hemi Behmoaras, ses düzenlemesi Alper Antmen.

Kaynak : http://www.futuristika.org/detritus/video/afformance-untitled/

Yaziyi gonderen in: Yaşam |

Tasarim & Uygulama - Internet Center - 2004-2009